Aziz Nesin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aziz Nesin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Temmuz 2019 Pazartesi

Aziz Nesin'den Sosyalizm Geliyor Savulun



İlk yazmaya başladığım sıralardı, her aya bir Nesin kitabı okumaya çalışıyordum, o zamanlarda okuyup paylaşmayı atlamışım. 

Her aya bir Nesin kitabı okumalarımın bir diğer durağıydı bu kitap. İçerisinde 13 öykü bulunuyor, başlardaki öyküler diğer öykülerine oranla daha uzundu, bu durum da beni oldukça mutlu etti, çünkü uzun öyküleri daha bir roman tadında oluyor, daha doyurucu ve daha ayrıntılı, bir de ben karakterlerin ve de olayın geçtiği yerlerin betimlemelerle canlandırılmasını seven biri olduğum için olayın içerisinde kendime bir tabure çekmişim gibi hissedebiliyorum. Bu öykülerin bazılarında da bu hissi çok iyi yaşadım.

Bazı öykülerin sonu sürpriz olmasa da ilerleyişinde yer alan nokta atışlar hem güldürdü hem de düşündürdü. Sonlarda yer alan-Altın Palmiye Ödülü kazandığını anlattığı- öyküleri ise en sevdiklerim oldu diyebilirim. Yaşadıklarımı yazsam roman olur sözünün öyküye dönmüş haliydi, kişi ve yer adlarını değiştirip anlatsan kurmaca olduğunu düşündürtecek kadar komik ama okudukça yaşanılmış olan tuhaflıkları göz önüne aldıkça neden olmasın dedirtecek kadar da gerçek. :)

Kitabın son sayfalarında mizaha dair satırlar da altı çizilecek cinstendi, çok çok hoşuma gitti. 

Yine sevdiğim bir okumaydı benim için, ilgilisine tavsiye ederim. :)


Altını çizdiğim bazı satırlar;

- Benim konser eleştirim de gazetede geniş bir yer almıştı. Bu yazı benim gazetecilik hayatımın ilk başarısıdır. Çünkü konser eleştirisiyle bizim gazete, bütün öteki gazeteleri atlatmıştı. Öbür gazetelerin birinci sayfalarında küçük bir haber olarak, konserin geri bırakıldığı bildiriliyordu. Oysa ben geri bırakıldığı için verilmeyen bir konserin eleştirisini yapan dünyada ilk gazeteci olmuştum. (syf 39)

(+)Sizi anlayabilecek insan nerede? Yok, yok...
   (-)Bir kişi bile anlasa, bu mutluluk yeter insana... dedim. (syf 110)

- Yolda bir gazeteci arkadaşımı gördüm. 
  (+) Ben ölmüşüm.. dedim.
  (-) Hangimiz yaşıyoruz ki.. dedi. (syf 132)

- Eh, bizde yazarın kaderi bu, yazınızı beğenen söver, beğenmiyen söver.. (syf 183)

- Sayın okurlarım, amacım size ALTIN KİRPİ haberini vermekti. Ama görüyorum ki zamanımızın olayları içinde bir yazarın Altın Kirpi değil , altın deve kazanması bile önemli sayılmıyor. (syf 196)


*Alıntlar; Yaylacık Basımevi 1978 senesi V. Basıma aittir. 

5 Ocak 2019 Cumartesi

Aziz Nesin'den Merhaba



İncelememi baştan sona okuyana, yanlışlıkla tıklayıp şöyle bir göz atana, ay yok işim var belki sonra okurum diyene, merhaba; Aziz Nesin okumayı çok sevene, daha önce okumamış ama okumayı düşünenlere, bana hitap etmiyor ama yine de bir göz atabilirim belki diyenlere, selam olsun. Nükteli, güldüren bir yandan da eleştiren yazılar okumaktan hoşlananlara, çok uzun olmasın, kısa olsun ama bir o kadar da dolu dolu olsun okuduklarım diyenlere, hayatın her anında karşılaşabileceğin belki de karakterin ta kendisi olabileceğin olayları sevenlere, merhaba. Yazılanları eleştirirken kendi özeleştirisini de atlamayanlara, hatta bu inceleme nereye gidiyor benden çok merak edenlere, selam olsun. 

Evet, böyle uzar gider ama kendime bir dur demem gerekiyor sanırım, kitap aynı bu şekilde Selam ve Merhaba başlıklarıyla olaylara, kişilere yahut davranışlara gerekçeleriyle birlikte hitap ederek başlıyor. Bu sayfaları okurken içimden bende birçok olaya ve kişiye bol bol selamlarımı yolladım. :) 

Kitap, dergi ve gazetelerde yer alan yazıların bir araya getirilmesinden oluşuyor, yazar aslında bu durumun zor olduğunu bazen güncelliğini ve o anki etkisini yitirmiş olduğundan her yazıyı kitaba alamadığını ve bu yüzden bu seçkilerin kitaplık değeri olanlardan oluştuğunu belirtmiş. 

Kitabın başlarında yer alan Atatürk’e dair yazılar benim en çok sevdiklerimdi, özellikle Atatürk’le Konuştum’u çok beğendim, Atatürk’ün konuşmaları kendi sözlerinden oluşuyordu ve bütünlük çok iyiydi. Ardından, politik, güncel, hayata dair, dini birçok konuda kaleme aldığı yazılar vardı, bu kitabında kaleme aldıkları ilk okuyuşumdu, onun için kendi adıma okuması daha keyifliydi. 

Yazma üzerine kaleme aldığı cümlelerindeki samimi ifadeleri de ayrıca çok beğendim. Nesin’in daha önce okuyup da beğendiği ‘kalem altıncı parmak olmuş, önümdeki kâğıt dipsiz kuyu’ ifadelerini kullanarak yazmaktan korkmadığını ama bazı zamanlar o kadar çok yazacak konu olmasına rağmen istediğini istediğince yazamamaktan ötürü yazmaya karşı bir tiksinme, direnç gösterdiğini belirtiyor. O satırları okurken bu duygulara rağmen bu kadar eser kaleme almış demek ki istediklerini gerçekleştirebilse daha neler neler yazabilecekmiş dedirtti.

Altını çizdiğim satırlar:

- Görülmemiş, duyulmamış bir sessizlik.
   - Ne olmuş
   - Ne var?
  Ürkek soruları bir fısıltı yanıtlıyor
  - Atatürk ölmüş ..
   Ne gözyaşı, ne de hıçkırık.. Ses, bakış, bütün duygular, zaman, yer, her şey donmuş. (syf. 19)


- Çevremi kaplayan buğu, kara bir duman oldu. Yansıyan meşale ışıklarında bile bişey göremiyordum.
    - Atam seni göremiyorum artık, seni göremiyoruz.. dedim.
   Bir ses, O'nun sesi:
   - "Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir." (syf. 20)


- Çok zaman var ki, nerde ve ne zaman,- Atam, sen ölmedin! diye bir ses duysam, korkarak yavaşça mırıldanıyorum:
  - Seni biz öldürdük.. (syf. 31)


- Alacakaranlık, ne karanlıktır, ne aydınlık; ikisi ortası, aydınlıktan uzak, daha çok karanlığa yakın.. (syf. 50)


- Sevmek, insanın kendisinden vermesi, sevdiği şeye bir katkıda bulunması demektir. Kendimizden verebileceğimiz en değerli şey de zamanımızdır. (syf. 158)


- Fıkra yazarlığı, kelebeğin yaşamına çok benzer. Kelebek gibi renkli, parlak, göze çarpan bişeydir, ama yine kelebek gibi yaşamı ancak bir günlüktür. (syf. 167)


- Gazete yazısıyla edebiyat yazısı arasında şu ayrımı görüyorum: Edebiyat yazısı yazarın yazmadan duramadığı, yazar için yapılması zorunlu bir iştir. Gazete yazısıysa yazarın <Bugün de ne yazmalıyım?> sorusuna bulduğu cevaptır ve zorunlu değil, zorlama bir iştir. (syf. 213)


Alıntılar; Kardeşler Basımevi'nin 1980 senesindeki IV. basıma aittir.

20 Aralık 2018 Perşembe

Aziz Nesin'den Mahallenin Kısmeti



Bu ayın Nesin kitapları arasındaki kısmetim de bu kitapmış, iyi ki de öyle olmuş, çok keyif alarak okudum. 

Kitabın adını veren ilk öyküsü en uzun olandı, bir nevi roman tadındaydı, genelde kısa öyküleri ağza bir parmak bal çalmış hissi yaşatırken bunda kendimi kovanın içinde bulduğumdan ötürü ayrı bir sevdim, olayın gelişim sürecinin ayrıntılı olması ve karakterlerin kendine has özelliklerinin betimlemelerle ifade edilip kafada canlandırmaya yardımcı olması sevdiğim yönüydü. Bazı satırlarda film seyredercesine olayı yaşayıp güldüğümü itiraf edemeden geçemeyeceğim. :) 

Diğer öyküleri de her zamanki gibiydi, kısa olmasına rağmen vermek istenen mesaj tek cümlede bile sayfalar okumuşsunuz gibi etki ediyordu. Bazı öyküleri roman olacak malzemeye sahip olduğu için kısa olmalarına bazen içerliyorum ama yine de aslında az kelimeyle çok şey okudum en azından diyerek kendimi teselli ediyorum. 

Genelde her okuduğum kitabının ardından yazdığı kişileri. olayları nasıl buluyor ya da hiç yazdığı gibi kendinin de eleştirilme ihtimali düşündüğü oluyor mu diye aklıma gelirdi, yazdığı son dört hikaye öncesi karakterler hakkında kısa bilgi verip bu hususa değinmiş, onları ayrı bir sevdim, birebir yaşandığını ifade ettiği için olabilir. :)

Kısacası, yazarın tarzını severler için tavsiye ederim.

Kitapta altını çizdiğim bazı satırlar:

- İnsanın bir türlü sırtından atamadığı taşınması en zor yük, kendi ağırlığıdır.


- Kötü kişileri yermek, yazar için ne denli kolay, ne denli rahatlatıcıdır. Yazar için zor olan, sevdiği kişileri eleştirmektir. (syf. 177)


-   - Siz, dedi siz? .. Siz misiniz? 
    +Evet... dedim, evet ben...
     Elimi sıktı,
   - Hoş geldiniz, ben sizin okurlarınızdanım. Hiçbir yazınızı kaçırmam.

      Bir yazarı bundan daha çok sevindirecek bir olay var mıdır? Bir küçük ilçede, karanlık bir gece, bir okurunuz kör bir ışıkta sizi tanıyor.
(syf. 178)

*Alıntılar; Kardeşler Basımevi'nin 1981 yılındaki 8.basıma aittir.

20 Kasım 2018 Salı

Aziz Nesin-Sizin Memlekette Eşek Yok mu?



Bu ayın Nesin dozunu da bu kitapla almış bulunuyorum. Yazarın başka kitabına ait yazımda, yeni kitaplarla tanışmamı sağlayan Abdullah Özer'in yorumundaki tavsiyesi üzerine öne aldım, iyi ki de öyle yapmışım, unutmadan teşekkürümü edeyim, sonra lafa başlayıp demek istediklerimin birçoğunu demeden bir sürü şeyden bahsediyorum. :)

Benim için bu kitap şu ana kadar okuduklarım arasında kendimi yazara daha yakın hissetmemi sağlayan diyebilirim, hoş her kitabının ardından buna benzer kelimeler mutlaka söylüyorum. :)

Kitap, önsözüyle beni etkilemeye başladı, Aziz Nesin’in okuyucularından gelen sorulara cevap vererek bu kitabı nasıl oluşturduğuna açıklık getirmesi ve bunu samimi şekilde dile getirmesi hem gülümsetti hem de derya deniz misali olan eserlerinin arasından sadece bir iki damla bulacaksınız demesi merak ettirdi. Açıkçası yazarın seçkisi olduğu için acaba benzer sevdiklerimiz var mı diye de sayfaları ardı arkasına çevirdim. 

Kitapta, ‘Seyis Atı’ adında bir öykü vardı, bu atın özelliği önündeki atın davranışına göre koşması ya da durmasıydı, ben de kendimi kitabı okurken böyle hissettim. Kitap, bir anıyla başladı ve benim gözlerim çok doldu, yazarın Vakıf’ta çocuklara olan ilgisi, sevgisi ve en zor zamanda bile onlar adına düşünmeye çalışması beni çok etkiledi. Ardından gelen öyküler de bu kadar olmasa da güldürmeyen tarzda olduğu için o duyguyu sürdürdüm, tam bu hisle ilerlerken birden yazar bu atmosferi dağıttı ve açıkçası bazı öykülerde kahkaha attığımı hissettim, birçoğunu daha önce okumuş olamama rağmen hiç okumamışım gibi aynı etkiyi hissettim. Sadece gülme biraz da düşün dediği satırlara da rastladım, karakter isimlerini değiştirdim ve aslında dolaylı-dolaysız içinde bulunduğum durumlara da rastladım. Hiçbir şey değişmemiş, artık da değişmez dedim, sonra da belli mi olur dedim teselli ettim kendimi. :) En son kısımdaki taşlamalar ise ayrı bir nokta atışına sahipti. Dize dize yazıldığı için ben arka arkaya okumak yerine hikâyeler arasına birer tane alarak okudum. Benim için daha doyurucu oldu. 

Ara vererek okumama rağmen kendimi yazarın ardından koştur koştur bir nefeste okumuş gibi hissettim. Her zamanki gibi keyif aldım, bir sonraki eseriyle buluşana kadar bazı karakterleri kendi içimde hatırlayıp anarım kesin.

Altını çizdiğim satırlardan bazıları;

- Her ne olursa olsun yaşam sürüyor ve hep sürecek. (syf. 17)

- Yazık ki, nasıl öldüğümü yazamayacağım. Ençok işte buna üzülüyorum. Bir yazar bütün yaşadıklarını yazsa bile ölümünü yazamaz. Oysa ölüm, yaşamın en önemli olayıdır. Yaşamımın en önemli olayını yazamadan gidiyorum. (syf. 18)

- Ne çok işlerim kaldı geriye... Dünyaya borçlu ölüyorum. Kim var ki dünyaya borçlu ölmeyen? Borçlu değil, alacaklı ölenler bile var... Örneğin Einstein... Örneğin Skakespeare... (syf. 20)

- Yabancısı olduğum büyük kentlerde kendimi kalabalığın akışına bırakıp yitirmeyi seviyorum. (syf. 29)

- Her insan bu dünyada var olduğunu kendine göre bir yol bulup başkalarına kanıtlamak zorundadır. Yoksa anlamı kalmayan yaşam bir saçmalık olur. (syf. 35)

- Bir gece Orhan Veli, konuk kaldığı Pendik'te ressam Haşmet Akal'ın evinde, nasıl edip de şiirlerine yaygınlık sağlayacağını sabaha dek düşünmüş, sonra uçakla İstanbul'un üstüne şiirlerini yağdırmaya karar vermiş. Uçak nasıl kiralanacak, para nasıl bulunacak? İki üç gün sonra hemen bütün gazete ve dergilerde, Orhan'ın "Rakı şişesinde balık olsam" dizesiyle alay ediliyordu. Bu alaylar yüzünden artık uçağa gerek kalmamıştır. Alaylar, tek uçak değil, uçak filolarından İstanbul'a yağdırılacak şiirlerin etkisini yapmıştır. Orhan Veli, gerçekten değerli şair olmasaydı, alay konusu olarak kalır, maskara olurdu. Sonraları Orhan'ın şiiriyle alay edenler, alay konusu olmuşlardır. (syf. 85)

- Bir yazarın en büyük dramı, ölümünden sonra geride bıraktığı konuları, yarım yazıları, kendisinden başka hiç kimsenin yazamayacağıdır. (syf. 90)

- (..) çok çetrefil bir yazı üzerinde çalışıyordum, hiç zamanım yoktu. Ama bir yazarın zamansızlığını okurlarına anlatması zordur. (syf. 137)



*Alıntılar; Doğan Kitap'ın 2007 senesindeki 99.basıma aittir.

23 Ekim 2018 Salı

Aziz Nesin - Zübüklüğün Sonu Yok (Seçilmiş Öyküler)



Her aya bir Nesin kitabı seçip okumaya karar verdim, çok zaman geçti, arasında okuduklarım da var okuyup hatırlamadıklarım ve hiç kapağını açma fırsatı bulamadıklarım da elbette ki. Ekim ayım bu kitapla olsun bakalım. :)

Aziz Nesin'in öykülerini okurken genelde karakterin ismini değiştirmem zor olmuyor, çünkü çevremde ya da yakınlarımın aracılığıyla onlara benzer kişilerin varlığından haberdar oluyorum, ne yazık ki. Hatta bu kitabında da öyküye başlarken ben şu ismi söyleyeyim ama siz kim olduğunu bilirsiniz tarzında bir tabirle başlıyor ve siz hemen boşluğu dolduruyorsunuz. İlk okumaya başladığım zamanları düşünüyorum da aradan kaç yıl geçmiş olmasına rağmen öykülerinin verdiği gerçeklik hiç azalmıyor aksine katlanarak artıyor. Bir kere okudum diyerek rafa kaldırmak yerine belli zaman aralıklarında -5-10 yıl örneğin- okuduğunuzda aldığınız tat da o oranla değerlenecek ve değişecektir. İlk okuduğum zamanlar yaşımın verdiği çocukluktan olsa gerek sadece gülerdim, bana eğlenceli gelirdi, sonra büyüdüm ve tekrar okudum vay be aslında şuna atıf yapıyormuş ben görüneni okumuşum sadece dedim ve çocuk aklıma güldüm bu sefer de. Eminim ki, hala anlatmak istediği birçok şeyi tam anlamıyla alamıyorum, daha çok okumam ve onun konu ettiği zamanları bilmem gerekir. Kısacası, benim okumalarıma daha çok misafir olacak ve düşüncelerim arasında uçurumlar oluşturacak diye düşünüyorum. :)

Bu seçilmiş öyküler kitabında da, toplumun aksak yönlerine, akılcı geçinenlere, başkalarını ezip yükselmeye çalışanlara, en namuslu kendileri geçinenlere, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın ben keyfime bakayım diyenlere ve bunun gibi nicelerine bakış atacaksınız.

Seçilmiş öykülerden oluşan bir kitap olduğu için; kitapların okuyanlara ya da bazı yerlerde yayınlanan öykülerine bakış atanlara bazıları tanıdık gelebilir, benim de arasında ben bunu daha önce okumuştum dediğim bazı öykülere rastladım ama aradan geçen zamandan mıdır nedir eksik kalmış kısımları vardı, onları tamamlamış oldum.

Kitapta altını çizdiğim bazı satırlar:

- Memlekette sözünü tutan adam kalmamış. Bir söz verdin mi, ölsen bile sözünü tutacaksın. Söz ne demek? Söz demek, namus demek. (syf. 9)

-   Sayın politikacımızın odasına girdim. Bir kitaba dalmıştı:
   "Ne okuyorsunuz üstat?" dedim.
   "Demokrasinin canına okuyorum" dedi. (
syf. 24)

- Ticaret, tatlı iş kardeşim, dedi. Parayı veren malı alamayacağını biliyor. Parayı alan da malı veremeyeceğini biliyor. Ama ne var ki, bir ümit işte... Hani, "belki" yok mu? Belki bulur da biyerden getirir. (syf. 35)

- Asıl yardım gizli olur, dedi, iyilik kimin tarafından yapıldığı belli olmayandır. (syf. 154)



*Alıntılar; Nesin Yayınevinin 2006 senesinde yayınlanan baskısına aittir.

Diğerlerinden Daima Bir Adım Önde Olanlar :)