Herkesin yolu bir şekilde Frankenstein ile kesişmiştir: Kimisi
kitabını okumuştur, kimi filmini izlemiştir, hiç olmadı bu eylemleri
gerçekleştirenlerin anlatımlarından bir kulak aşinalığı olmuştur. Ben de 3.
grup arasında olanlardanım. Ne tam anlamıyla filmini izledim ne de kitabını
alıp okuyabildim, her zaman aklımdaydı, arkadaşımın hediye edişiyle nihayet
okuyabildim, artık filmini de tam anlamıyla izleyebilirim. :)
Kitapların önsözlerini okumayı çok seviyorum, bu kitapta da hem
yazarın hayatıyla ilgili hem de eserin çıkışına dair bilgileri edinmem
dolayısıyla en keyif aldığım önsözler arasında yer aldı.
Kitaptan beklentim yüksekti, beklediğimi de fazlasıyla aldım
diyebilirim. Kitabın girişi mektuplardan oluşuyordu, en sevdiğim kısımlardı
diyebilirim. Duyguların en yoğun ve en dolambaçsız yansıtıldığı satırları
içerirler. Hele bir de bu duyguların arasına serpiştirilmiş, ne zaman ortaya
çıkacağı merakla beklenen bir gizin izleri de varsa, tadından yenmez. :) Döneme
dair yaşanılan atmosferi ve bulunulan yerleri anlatan bol betimlemeli satırları
okurken hem keyif aldım hem de ne zaman Frankenstein ile tanışacağım diye de
sabırsızlandım. Hoş kendi değil sahibinin adıymış, bunu da kitapla öğrenmiş
oldum.
Victor Frankenstein’ın birbiri ardına kovalayan günlerin ve uzun
çabaların ardında orta çıkardığı dev yaratık ile tanışmamın ardından sayfalar
su gibi akıp gitti. Victor, üzerinde çalışmalar yaparken ne bekliyordu ve
aslında ortaya çıkan sonuç neden kendini bu denli ürküttü bilmiyorum ama yarattığı
canlıyı terk ettiği satırlardan sonraki her bir sayfayı soluksuz okudum
diyebilirim. Yalnız başına bilmediği bir dünyada tek başına kalan canlımızın
yaşadıkları ve aslında bir yere ait olabilmek için ne fedakarlıklarda
bulunduğunu okuyup ardından yaşadığı bir dizi olaydan ötürü yaratıcısının
karşına çıkmasına tanık oluyoruz.
Yalnız şunu söylemeden geçemeyeceğim; böyle gizemli ve kesin bir
şey olacak şimdi diye tedirginliğin hissedildiği bir havanın hakim olduğu bir kitapta
bu kadar çok üzgün, mutsuz ve kızgın hissedeceğimi düşünmezdim. Beni çok
etkiledi, duygu geçişleri çok başarılıydı.
Sevgi ve nefretin aslında bir terazi gibi olduğunu ve en ufak bir
davranışın ibrenin yönünü telafisi olmayacak denli yıkıcı bir şekilde
döndürebileceğini o kadar güzel yansıtmış ki, iyi ki okumuşum.
Altını çizdiğim, sevdiğim satırlardan birkaçı:
- Kalbimin beni göklere çıkaran bir coşkuyla parıldadığını hissediyorum çünkü değişmez amaç kadar zihni yatıştırmaya katkıda bulunan hiçbir şey yoktur. (syf. 23)
- Dünya, yanıtını bulmak için yanıp tutuştuğum bir gizemdi benim için. (syf. 52)
- Kalabalıktan kaçınıp az ama öz insana sımsıkı bağlanmak vardı doğamda. (syf. 53)
- Hayatın karşımıza çıkardığı çeşitli olaylar, insan doğasının duyguları kadar değişken değildir. (syf. 80)
- Duygularımız ne kadar da değişken, en büyük acıları çekerken bile yaşama sevgiyle nasıl da sarılıyoruz? (syf. 229)
- Vicdan azabı, aşırı kederin bazen insana verdiği huzuru zehirler. (syf. 252)
*Alıntılar; Dex Kitap'ın 2018 senesi I.Basımına aittir.