Müze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2019 Perşembe

Girona: Ortaçağ’da Bir Gün*




Barcelona’ya gelmişken Ortaçağ’a ait bir açık hava müzesini andıran Girona’yı görmeden geri dönerseniz çok şey kaçırırsınız. Onyar Nehrinin hayat verdiği ve yerden göğe taşın biçimlendirdiği bu küçük Katalan kentine tarih boyunca kimler gelmemiş ki: Romalılar, Vizigotlar, Araplar, Yahudiler, Fransızlar.

İspanya’nın Katalonya otonom bölgesinin kuzeydoğusunda yer alan Girona şehri, Barcelona’dan yaklaşık 100 km. uzaklıkta, İspanya'nın en çok turist çeken sahillerinden biri olan Costa Brava'ya ise sadece 50 km mesafede bulunmaktadır. 2015 yılında Katalonya 17,4 milyon yabancı turist ağırlarken, 4,6 milyon turist ile Girona ülkenin önemli destinasyonlarından biri haline gelmiş durumdadır. Ben de bu rakamın bir parçası olarak Barcelona-Sants tren garından 1 saat 20 dakikalık bir yolculukla Girona’ya varmak üzere yola çıkmıştım.

M.Ö. 1. yy’de Romalılar kısmen günümüze ulaşmış güçlü sur duvarlarıyla çevrelenmiş ‘Força Vella’ (Eski Kale) ve Ortaçağ’da buranın çevresinde gelişen mahalleleriyle zengin mimariye sahip Girona’yı gezmeye başlamak için ilk önce Girona’nın kafeleriyle, restoranlarıyla meşhur caddesinin (Rambla de la Libertat) taş köprüye (Pont de Pedra) yakın kısmında yer alan turizm ofisine gidip bir harita alarak nereden başlayayım diye düşünmüştüm.

Benim yaptığım gibi siz de 11. yüzyılda yapımına başlanıp, ancak 18. yüzyılda tamamlanan eski çan kulesi ve portikolu avlusuyla Romanesk ve çıkmanız için epey efor gerektiren yüksek merdivenli ön cephe düzenlemesiyle Barok üslupta yapılmış katedral ile başlayabilirsiniz. 23 m. genişliğiyle dünyanın en geniş nefine sahip katedrale giriş el yazmaları, rölikler, litürjik eşyaların yanı sıra üzerine teolojik sahneler süslenmiş 11. yüzyıla tarihlenen bir halının da bulunduğu müzeden sağlanıyor. 10€ (Avro) karşılığında alacağınız biletle katedral ve müzenin yanı sıra hemen yakında yer alan Girona Sanat Müzesini ve Aziz Feliu kilisesini de gezebilirsiniz. Katedralin merdivenlerinden indiğinizde karşınızda minik bir kara tren görürseniz, hiç düşünmeden binin ve makiniste 3€ vererek Girona’nın dar sokakları arasında keyifli bir yolculuğa çıkın.

Girona dışında karasineklerin size sevimli gelebileceği başka bir şehir dünya üzerinde bulmanız olası değildir. Karasinek betimlemeli hediyelik eşyalar hemen dikkatinizi çekecektir. Bu durumun kentin koruyucu azizi Narsissus’un dâhil olduğu bir efsaneden kaynaklandığını söylemek gerek. Efsaneye göre, 1285 yılında Girona’yı kuşatan Fransızlar, herhangi bir zorlukla karşılaşmamalarına karşın kente girdiklerinde her tarafı yağmalamakla kalmamış kiliselere hatta Aziz Feliu kilisesindeki Aziz Narsissus’un mezarına saldırmışlar. Mucizevi şekilde azizin vücudundan çıkan sinekler askerleri ve atlarını ısırarak öldürmüş. Rivayet odur ki bu mucize sonraki yüzyıllarda da Fransızlar kente her saldırdıklarında gerçekleşmiş. O nedenle Avrupa’da birçok kentin simgesi ejderha, aslan, kartal iken pek de iyi duygular beslemediğimiz bu küçük canlının Girona’nın simgesi olmasına şaşırmamak gerek. Unutmadan Aziz Feliu meydanındaki aslan heykelini öpenlerin yeniden Girona’ya geleceğine dair bir inanış da oldukça yaygın.

Şehirlerin tarihindeki önemli olaylar yüzyıllar boyunca anlatılarak bize ulaşan öykülere kaynaklık eder. Girona şehrin hafızasını oluşturan öykülerden bir diğeri de 14. yüzyılın ortasında Avrupa nüfusunun dörtte birinin yok olmasına neden olan kara ölüm olarak adlandırılan vebanın acı hatıralarına dayanmaktadır. 1348 yılındaki salgın Girona’da binden fazla kişinin ölümüne neden olmuştur. Rivayet odur ki Tarlà isimli bir soytarı Carrer de l’Argenteria sokağında akrobatik hareketlerle salgın nedeniyle evlerine kapanan mutsuz çocukları eğlendirirmiş. Yılın belli zamanlarında balkonlar arasına yerleştirilmiş bir çubuğa tutturulmuş vaziyette başı ahşaptan, vücudu bezden yapılmış Tarlà’nın kuklası bir kol yardımıyla döndürülerek anısı bugüne değin yaşatılmış. Katalonya’nın en iyi korunmuş hamamı Girona’da yer almakta ve Arap hamamları olarak bilinmektedir. Roma hamamlarının tipik bölümlerine ve hypokaust (merkezi alttan ısıtma) sistemine sahip 12. yüzyıla tarihlenen yapıyı 2 € (Avro) gibi oldukça uygun bir ücretle ziyaret edebilirsiniz. Küçük bir havuz üzerinde yükselen sekiz ince sütunun taşıdığı yarım küre biçiminde taştan örtüsü (cupola) ve hamama gelenlerin hazırlanmaları ve kişisel eşyalarını koymaları için tasarlanmış kemerli bir sekinin bulunduğu Apodyterium (soyunma bölümü) hamamın en dikkat çekici bölümünü oluşturmakta. Hamamdan çıkınca karşınızda duran teraslar halinde yükselen bahçeler arasındaki merdivenlere nereye çıktığı kaygısı duymadan çıkmanızı öneririm. Nihayetinde 11-15. yüzyıllar arasında Ortaçağ’da ‘Força Vella’nın genişletilmesiyle çevresinde gelişen mahalleleri kuşatan surların üzerinde yürürken kendinizi bulacaksınız. Panoramik olarak kenti tarihi dokusunu görmek ve güzel kareler yakalamak için oldukça ideal.

Girona’nın sembollerinden pastel renklere boyalı evler, üzerinde Paris’in dünyaca meşhur kulesini tasarlayan Gustave Eiffel Şirketi tarafından 1877 yılında yapılmış kırmızı “Pont de les Peixateries Velles” köprüsü de bulunan Onyar nehri (Riu Onyar) boyunca uzanmaktadır. Onyar nehrinin kenarında merkezinde 1809 yılında Napolyon ordularına karşı kenti savunanların anısını yaşatmak için yapılmış bir anıt bulunan neoklasik tarzdaki Plaça de la Independència (Bağımsızlık Meydanı) revakların altında dizili restoranlarıyla nerede, ne yesem sorularınızın cevabını bulabileceğiniz bir yer. Tüm gün yürümenin vermiş olduğu yorgunluğu düşünürsek Plaça de la Independència’da dilediğniz bir restoranda deniz ürünlü çorba, paella, katalan kremasından oluşan günün menüsüyle baş başa kalmanızı öneririm. Yahudi toplumunun 1492'de İspanya'dan sürülmesine kadar Girona’da yaşadıkları mahallenin (El Call) dar sokaklarının yanı sıra Girona Tarihi Müzesi ve Katalonya Arkeoloji Müzesi kentin diğer çekiciliklerini oluştururken, trenle iki durak mesafedeki Figueres’teki Salvador Dali Müzesi muhakkak görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor.

Aklınızda olsun!

Katedral ve müzeler her ayın ilk Pazar günü ücretsiz. Tek bir yapı için giriş bileti almak yerine kampanyalı biletleri tercih edin.

Konforlu bir yürüyüş için rahat bir ayakkabı giymeye dikkat edin.

Rambla de la Libertat boyunca sıralanan restoranlarda tapas (meze) çeşitlerini deneyin.


*Bu yazı bana değil sevgili abime aittir, ara ara onun gezi yazılarını paylaşabilirim. :)

Diğerlerinden Daima Bir Adım Önde Olanlar :)