Sodom ve Gomorra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sodom ve Gomorra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2019 Çarşamba

Marcel Proust - Sodom ve Gomorra (Kayıp Zamanın İzinde- Dördüncü Kitap)





Kayıp Zamanın İzinde sürdüğüm uzun soluklu yolculuğumun diğer bir durağı olan 4. Kitap –Sodom ve Gomorra- diğer kitaplara oranla okunması daha kolay ama olay çeşitliliği ve isimlerin çokluğu sebebiyle de benim için daha karışık olanıydı. Kitabın adının büyük bir tufan ile yok edilen Lut kaviminin yaşadığı şehirler olmasından dolayı daha kapağı açmadan, acaba Proust neden böyle bir isim seçti diye düşündürmeye başladı, daha sonra kitaptaki olayları okuyunca da isminin kitabı yansıttığını anlamış oldum. 

Kitabın ilk cümlesi –bildiğimiz gibi- kelimeleriyle başlıyordu ve o an bir önceki kitapta aklımda kalan bütün soruları sıraladım, örneğin Swann’ın durumu, başkahramanımızın gönül ilişkileri, edineceğini söylediği olumsuz deneyimlerin yanı sıra gelecek kitaplarda bizi bekleyen olaylar gibi. Daha ilk sayfalarda şaşırtıcı bir giriş yapıyor yazar. Önceki kitapta uzunca hayatlarına göz attığımız prensler, prensesler, baronlar, dükler, düşesler ve sosyetenin mensup olduğu soylu bir dünya kişiyle olan ilişkimiz kaldığı yerden devam ediyor, kendi aralarında birbirlerini övmeleri, ortamda olmayanın ardından atıp tutmaları kısacası dedikodunun bir an bile eksilmediği satırlar sizi bekliyor. Bonus olarak da hiç tahmin etmediğiniz karakterlerin eşcinsel ilişkileri de size sunuluyor. Yazar, bu konudan bahsederken iki kutup arasında gidip geliyor gibi hava çizmiş, her iki düşünceden de satırlara rastlamak mümkündü. Sosyete muhabbetleri demişken, beni en çok sinirlendirip üzen ise Swann’a dair olan konuşmalar oldu, sanırım ilk kitaptan itibaren onun düşüncelerine misafir olduğumdan kendisini çok benimsedim ve son iki kitaptır yaşadıklarından dolayı da fazlasıyla üzülüyorum. Onun hakkındaki konuşmaların arasında Dreyfus olayına da tekrardan uzun uzun değinilmiş. 

Kitabın geneline bakıldığında, davetlerin büyük yer kapladığını, davetten arta kalan kısımlarda kahramanımızın şehirdeki turlamalarını ve otelde geçen zamanlarını görüyorsunuz. Otelde geçen bazı geceleri bana eski kitaplarda kendi kendine düşündüğü satırları anımsattı, özellikle de uyku ve anımsama üzerine düşüncelerini ifade ettiği kısımlar akıp gitti. Özellikle de kitapta bir bölüm vardı ki beni en çok etkileyen kısımdı diyebilirim. Gönül Tutuklukları başlığı altında büyükannesine karşı hissettiklerini kaleme aldığı satırlar sizin de kahramanla aynı hisleri paylaşarak sizin için değerli olan sevdiklerinizi düşünmenizi sağlıyor. Duygu aktarımlarının hüzün dolu oluşundan mıdır bilmiyorum ama birçok satırında tutuklu kaldım, düşünceler arasında savrulup durdum. 

Her kitabında dile getirdiğim yazarın merak tohumları ektiği satırlara bu kitapta da rastlamak mümkün, bir de bu kitapta her bölümün altında içeriğe dair anahtar ifadelere yer vermişti, neyle karşılaşacağımı bilmeme rağmen nasıl gelişeceğini merak ettiğimden yine bazı bölümleri daha çabuk okumak istedim. Bir sonraki kitap için yeterli merak unsurunu da sonlara doğru fazlasıyla verdi. 

Başkahramanımızın beni deli eden değişken hallerine de değinmeden geçmek istemiyorum. Gelgitli yapısı beni hem sinir etti hem de bazı yerlerde gülümsetti. Daha kendi ne istediğini bilmeden karşı taraftan yana beklentiye girmesi de ayrı bir tezatlıktı. Albertine’nin de dahil olduğu sayısız gönül ilişkileri başımı fazlasıyla döndürdü, bundan sonrası da bu hızla mı devam edecek merak ediyorum. François ile olan konuşmalarında her zaman olduğu gibi François’in çenebaz halleri süperdi. Kurduğu cümlelerdeki nokta atışı ifadeler ve seçtiği kelimeler güldürdü. 

Sonuç olarak, benim için daha hareketli ve yoğun bir okuma serüveniydi, serinin sıradaki kitabıyla kayıp zamanda iz sürmeyi heyecanla bekliyorum, umarım güzel olur.

Altını çizmekten keyif aldığım bazı satırlar şu şekildeydi:

* Gözümüzü açan, açıklamadır; bir hatanın ortadan kalkması bize fazladan bir duyu kazandırır. (syf. 19)

* (..) geleceği bazen farkına varmadan içimizde taşırız, yalan zannettiğimiz sözlerimiz, yakın gelecekteki bir gerçekliği tasvir eder. (syf. 44)

* Zihnin her türlü faaliyeti, gerçeğe boyun eğmek zorunda olmadığı takdirde daha kolaydır. (syf. 54)

* Aşk aşktır, ne denebilir ki? Yine de bence aşkın belirli sınırlar içinde kalması gerekir. (syf. 82)

* İnsanlar çok meraklı. Ben hiçbir zaman meraklı olmadım; âşık olduğum ve kıskandığım zamanlar hariç. (syf. 105)

* Sevgi bittikten sonra bile, sevmiş olmak tamamen anlamsız değildir, çünkü daima başkalarının anlayamadığı nedenlerle sevilir. Bu hislerin hatırasının sadece benliğimizde mevcut olduğunu hissederiz; onu görmek için kendi içimize bakmamız gerekir. (syf. 106)

* (..) bizi aynı anda hem daha şüpheci, hem kandırılması kolay kılmak, sevdiğimiz kişiden başkalarına oranla daha çabuk kuşkulandırmak ve itirazlarına kolay inandırmak, aşka mahsustur. (syf. 231)

* Birkaç dakika boyunca, insanın sevdiği kişinin yanında olsa da, onunla birlikte olmayabileceğini hissettim. (syf. 410)



*Alıntılar; Yapı Kredi Yayınları'nın 2018 senesi XVII. basıma aittir.


Diğerlerinden Daima Bir Adım Önde Olanlar :)